Kalan iki damla irademi kaybetmemek için buraya yazıyorum.
Bu sonsuz bekleyiş beni mahvediyor. Yaralarımı iyileştirmesi için güvendiğim zaman beni etrafında olanlara tepki veremeyecek asalak bir yaratığa dönüştürdü. Kendim için hayatta değilim, bundan eminim. Bir günden diğerine şuursuzca savruluyorum. Başımı yastığa koyduğumda hiçbir şey hissetmiyorum. Uykumda can versem haberim olmaz. Belki sevinirim, bilmiyorum.
Bu düşünceleri ve hissizliği bastırmak için çaresiz bir aptalın dualarına sarılması gibi kitaplarıma ve filmlerime sarıldım. Kendi hayatıma tutunamadığım için hayali karakterlerin hayatlarına tutunuyor ve onların yaşadıklarıyla hayatımı dolduruyorum.
Geçen hafta bitirdiğim kitaplar arasında uzun zamandır bitirmeye çalıştığım Kralın Dönüşü vardı.
*****
Yüzüklerin Efendisi evreni beni bir süredir bunalımın derin çukurlarından çekip çıkaran bir evrendi. Yüzüklerin Efendisi sadece bir hikaye değil, uzun bir yolculuktu. Hazırlıksız yakalandığım, her adımda "Keşke şöyle yapsaydık, o zaman daha iyi olurdu." dediğim, zaman zaman kitabı elimden bırakıp bu ihtimaller üzerine düşündüğüm ama gidişatını asla değiştiremediğim bir yolculuk. Karakterlerle birlikte bitmek bilmeyen o yolda yürürken hepsini yavaş yavaş tanıyor, onlarla arkadaş oluyor, onlardan ayrılınca eksikliğini duyuyorsunuz. Bir okuyucu olarak olayların gidişatını değiştirememek canınızı sıkıyor. Nihayetinde Frodo ve Sam'in başarabileceğine tıpkı Gandalf gibi körü körüne inanç beslemeye başlıyorsunuz.
Serinin son kitabı olan Kralın Dönüşü böyle bir tecrübeydi benim için. Her şeyin aleyhinize işlediği, karanlığın etrafınızı sardığı ve umutların tükenmeye başladığı noktada dimdik durup her şeyin yoluna gireceğine inanıyorsunuz. Arkasında hiçbir sağlam sebep olmamasına rağmen inanmak ve asla yıkılmamak. Milyarda bir ihtimal olsa bile o bir ihtimale sıkıca tutunmak. İşler yoluna girmeyecek olsa bile elinden geleni yaptığını bilmek...
Olayları hikaye boyunca farklı karakterlerin gözünden defalarca görmek, benim için bu seriye aşık olmamın sebeplerinden biriydi. Hikayeyi farklı açılardan gözlemlemek bir noktada sanki olayları gerçekten de yaşıyormuşsunuz hissi uyandırıyor ve hikayeyi insanın zihninde kalıcı hale getiriyor.
Bunun yanında, tamamen kişisel bir olumsuz eleştiri olarak, yüzük yok edildikten sonra olanlar hiç ama hiç ilgimi çekmedi. Elbette yüzük yok edilene kadar yapılan yıkımın evrene bıraktığı etkileri görmek hikayenin gerçekçiliği ve sürekliği açısından iyi bir şeydi. Ama bunun detaylı bir şekilde ele alınmış olması bir süre sonra ilgimin tamamen kaybolmasına sebep oldu. Bu yüzden de kitap son yüz elli sayfa kala elimde süründü durdu.
Yine de bittikten sonra eksikliğini hissettiğim bir kitap oldu. Dostlarımdan ayrılmış gibi hissettim. Bir kez daha okumayı düşünebileceğim bir kitap serisi oldu benim için.
*****
Okuduğum diğer bir kitap ise Edogawa Ranpo'nun The Phantom Doctor isimli kitabı oldu. 2018'den bu yana eserlerini öve öve bitiremediğim bir yazar olarak Edogawa Ranpo'nun bu eserini bir hayli sürükleyiciliği eksik ve derinlikten uzak buldum. Nedenlerini birazdan sıralayacağım.The Phantom Doctor, Ranpo'nun dedektif karakteri meşhur Akechi Kogoro'nun maceralarından birini ele alıyor ve bana kalırsa en büyük maceralarından biri niteliğini taşıması gerekiyor çünkü en büyük düşmanlarından biri olan "The Fiend with Twenty Faces" yani Türkçesiyle "Yirmi Yüzlü İblis" lakaplı hırsızla bir kez daha yüzleşiyor.
Akechi Kogoro'nun yer aldığı diğer hikayelerde hep aşılması zor, absürt olaylar yaşanır ve Akechi ölümle yüz yüze gelse dahi bunların üstesinden gelmenin ustaca ve okuyucuda hayret uyandıran bir yolunu bulur. Fakat bu hikayede aynı sürükleyiciliği bulamadım. İki karakter de bana kalırsa kendi benliklerinden uzaklaşmış, tabiri caizse kuklalaşmış gibiydi. Bunun sebebinin hikayenin odağının Akechi'den ziyade "Dedektif Çocuklar Kulübü"nde olmasından dolayı olduğunu düşünüyorum.
Dedektif Çocuklar Kulübü, en büyükleri on üç yaşında olan oğlan çocuklarından oluşan bir topluluk olduğundan yazar bir grup çocuğun öznesi olduğu korkunç olaylar yazmak istememiş ve hikayeyi belli sınırlar içinde anlatmış olmalı. Fakat bu sınırlar hikayeyi basitleştirmiş çünkü bir noktada olay "Yirmi Yüzlü İblis, Akechi Kogoro'yu kışkırtmak için Dedektif Çocuklar'ı kullanıyor"dan ziyade "Kılık değiştirmeyi seven deli amca bir grup çocukla uğraşıyor"a evriliyor ve bu da hikayeyi bir hayli tekdüzeleştiriyor.
Neyse ki hikaye son on bölümde tam anlamıyla "Yirmi Yüzlü İblis vs Akechi Kogoro"ya dönüşüyor ve en azından okuduğuma değdi diyorsunuz.
*****
Bu eleştirilerime dayanarak okuduğum kitaplara on üzerinden bir puanlama yapacak olursak da puanlamam şöyledir:
Yüzüklerin Efendisi / Kralın Dönüşü: 9/10
The Phantom Doctor: 6/10
Yazmaya mecal buldukça okuduğum kitapları yorumlamaya devam edeceğim çünkü başka yapacak bir şeyim yok. Şimdilik bu kadar.
